اِيشْ عَلَيَّامِنّي

Alberto Giacometti

 26,40

Açıklama

12x18cm 28 sayfa

Eser, ana hatlarıyla sanatçının doğumundan ölümüne bizlere yansıttığı dönemlerini sınıflandırarak anlatıyor.

Alberto Giacometti “yepyeni bir insan kabilesi” keşfetmişti. Yirminci yüzyıl sanatıyla en ufak aşinalığı olan biri için bile Giacometti’nin kabilesine dair imgeler kolayca akla gelir. Baskın olarak narin, uzun ve imkânsız incelikte figürlerdir bunlar: ayakta kadınlar ve yoğrulmuş, oyulmuş yüzeylerde yürüyen adamlar ilk olarak kil ya da alçıdan modellenmiş, sonra da bronz kalıba dökülmüştür. İlk olarak İkinci Dünya Savaşı’nın yok edici darbesi sonrası, 1940’larda Paris’teki ufak ve sıkışık stüdyosunda yapılan bu heykeller, Giacometti’nin adı anıldığı zaman insanların hayal güçlerinde canlanmaktadır.
Ancak Giacometti’nin başka yönleri de vardı. Bu yönlerden biri, 1920’lerin sonunda erotik ve temelde soyut heykeller yapan bir gençti —yaptığı heykeller onu Paris’teki sürrealist avangardın ön cephesine fırlatmıştı. Diğer tarafta da Pablo Picasso ve Henri Matisse’i saymazsak, bir yüzyıl önceki ustalarda eşine rastlanmayan bir akıcılıkla geçiş yapan ressam-heykeltraş-teknik ressam vardı.
Giacometti, Amerikan seyircisi üzerinde uzun bir etkiye sahip olmuş ilk sergisini 1948 yılında, New York’taki Pierre Matisse Gallery’de gerçekleştirdi. Yeni figürlerine ek olarak çalışmalarına Jean-Paul Sartre’ın bir denemesi eşlik etmişti, böylece Giacometti’nin eserleri yirminci yüzyıldaki endişe ve yabancılaşmayla ilişkilen-dirilmeye başlanmıştı. Yarım yüzyıl sonra, bu-gün bile bu “varoluşçu” bakış açısı sanatsal başarıları üzerinde hüküm sürmektedir. Ancak Giacometti kendi projesini çok farklı bir şekilde anlatıyordu. Kendini bir realist olarak tanımlıyordu ve şeyleri gördüğü gibi temsil etmeye dair “imkânsız” bir projeye kalkışmıştı. “Vizyonunu gerçekleştirmek” modern heykelin formlarını değiştirmiş ve yeni bir akademik disiplin yaratmıştı.
Alberto Giacometti, İsviçre Alpleri’nin güney-doğusundaki Bregaglia vadisinde, Stampa ya-kınlarında 10 Ekim 1901’de doğdu. Annesi Annetta Giacometti-Stampa ve post-empresyonist ressam babası Giovanni Giacometti’nin bölgede derin bağları vardı. Nispeten tecrit altında yaşıyor olsalar da dönemin İsveçli sanatçılarıyla dosttular: Yirminci yüzyılın soyutlama macerasına ilk atılan ressamların-dan biri olan Augusto Giacometti ikisinin de kuzeniydi; ressam Cuno Amiet ilk doğan çocukları Alberto’nun; sembolist ressam Ferdinand Hodler de ikinci çocukları olan Bruno’nun vaftiz babasıydı. Alberto ilk yıllarında doğduğu vadiye çok bağlıydı ve sanata dair ilk deneyimleri aile hayatıyla iç içeydi. Babasının stüdyosunda geçen mutlu saatler ona erken ve doğal bir eğitim sağlamıştı. Alberto’nun bir sanatçı olarak mesleği şüphede değildi, ancak ergenliğinin sonlarında ciddi bir soru olarak karşısına çıkmıştı: heykel ve resim arasında nasıl seçim yapacaktı? […]