اِيشْ عَلَيَّامِنّي

ELEKTRO DEVRİM

 22,00

Açıklama

64 sayfa
13,5 x 19,5 cm

SINIRLI STOK!

WATERGATE’DEN CENNET BAHÇESİNE GERİBİLDİRİM
Başlangıçta söz vardı ve söz tanrıydı ve o zamanlardan bu zamana en büyük sırlardan biri olarak kaldı. Söylenene göre söz Tanrıydı ve söz etti. Bu başlangıç sözü tam olarak neyin başındaydı? YAZILI tarihin başında. Genel olarak zikredilen sözün yazılan sözden önce geldiği varsayılır. Ben ise zikredilen sözcüğün yazılan sözcükten sonra geldiğini iddia ediyorum. Başlangıçta söz vardı ve söz Tanrıydı ve söz etti… insan eti… YAZI YAZMANIN başında. Hayvanlar konuşup bilgi aktarıyorlar, ama yazı yazmıyorlar. Bilgiyi gelecek nesiller ya da iletişim sistemlerinin dışındakiler için olanaklı kılamıyorlar. İnsanlar ve diğer hayvanlar arasındaki hayati fark budur. YAZI YAZ-MAK. Anlamın anlamı, Genel Semantik konseptini geliştirmiş olan Korzybski bu insan ayrımına dikkat çekmiş ve insanı “zamanı bağlayan hayvan” olarak tanımlamıştır. Yazı üzerinden bilgiyi diğer insanlar için olanaklı kılar. Hayvanlar konuşur. Yazmazlar. Bilge, yaşlı bir fare tuzak-lar ve zehirler hakkında pek çok şey biliyor olabilir, ama Reader’s Digest için DEPONUZDAKİ ÖLÜM TUZAKLARI başlıklı bir ders kitabı yazıp deliklerde saklanmak ve deliklere çelik yün tıkayan bilmiş adamların icabına bakmak için taktikler veremez. Yazılı söz olmasaydı zikredilen söz hayvan adımının ötesine evrilir miydi, orası şüpheli. Yazılı söz İNSAN konuşması dolayısıyla anlaşılabilir bir şeydir. Bizim yaşlı, bilge farenin aklına etrafına genç fareleri toplayıp işitsel bir gelenekle bildiklerini aktarmak gelmez, ÇÜNKÜ BÜTÜN BU ZAMANI BAĞLAMA KONSEPTİ YAZILI SÖZ OLMADAN MÜMKÜN DEĞİLDİR. Yazılı söz tabii ki bir şeyin sembolüdür ve Mısır dili gibi hiyeroglifik dillerde ise kendi başına bir sembol, yani temsil ettiği şeyin resmi olabilir. İngilizce gibi bir alfabe dili için bu geçerli değildir. Bacak sözcüğünün bir bacağa görüntüsel bir benzerliği yoktur. KONUŞULAN bacak sözcüğünü kasteder. Dolayısıyla yazılı bir sözcüğün BİR GÖRÜNTÜ olduğunu ve yazılı sözcüklerin dizi halindeki görüntüler, yani BİR FİLM olduğunu unutuyoruz. Hiyeroglifik bir dizi bize zikredilen sözcüklerin aracısız, işleyen bir tanımını verir. Zikredilen sözler bu imgesel diziye denk gelen sözel birimlerdir. O hal-de yazılı söz nedir? Temel teorim, yazılı sözün zikredilen sözü mümkün kılan bir virüs olduğu. Söz bir virüs olarak kabul edilmedi, zira ev sahibi ile dengeli bir simbiyoz durumuna gelmeyi başardı… (Bu simbiyotik ilişki, daha sonra sunacağım sebeplerden dolayı çöküyor.)
Yalnızca bilgiler arasında bağlantı kurmak yerine konusu üzerine düşünen bir bilim adamı olan Bay Wilson Smith’in editörlüğünü yaptığı VİRÜS ENFEKSİYONU MEKANİZMALARI’ndan alıntı yapacağım. Mevzubahis olan şey virüs organizmasının nihai niyetleri. G. Belyavin’in yazmış olduğu VİRÜS UYUM SAĞLAMA YETENEĞİ VE EV SAHİBİ DİRENCİ isimli makalede virüs türünün biyolojik hedefi üzerine yapılan spekülasyonlara ışık tutuluyor… ‘Virüsler hücre parazitleridir ve dolayısıyla aktif bir şekil-de hayatta kalabilmeleri için paraziti oldukları hücre sis-temlerinin bütünlüğüne tabiidirler. Pek çok virüsün içle-rinde yaşadıkları hücreleri nihayetinde öldürmeleri bir çeşit paradokstur…”
Ve hayatta kalmak için parazitlik yapmaları gere-ken bütün hücresel yapılar için gerekli olan ortamı da buraya ekleyebilirim. O halde virüsler bu gezegene bırakılmış uzaktan kumandayla aktif hale getirilen basit bir saatli bombalar mı? Bir imha programı? En yüksek dere-ce enfeksiyon yaratma yolundan nihai simbiyoz hedefine varınca insanlar hayatta kalabilecek mi? Sarı ve kahve-rengi ırklardan çok daha fazla virüs kontrolündeymiş gibi duran beyaz ırk işlenebilir bir simbiyoz emaresi gösteri-yor mu?
‘Virüsün gözünden bakarsak, en ideal durum hücrelerde normal metabolizmalarını bozmadan çoğalmak-tır.
Bunun, bütün virüslerin yavaşça evrildiği ideal biyolojik durum olduğu iddia edildi…”
Yavaş olan simbiyoz yolundaki iyi niyetli bir virüse şiddet gösterir misiniz?
‘Eğer bir virüs ev sahibi hücresiyle tamamen zararsız bir denge kurmayı başarabilirse, varlığının fark edilmesi YA DA BİR VİRÜS OLARAK GÖRÜLMESİ gibi bir durumun olası olmadığını belirtmekte yarar var. Sözün böyle bir virüs olduğunu öne sürüyorum. Doktor Kurt Unruh von Steinplatz virüs sözcüğünün kökenleri ve tari-hi hakkında ilginç bir teori ortaya attı. Sözün genetik ola-rak aktarılmış ev sahibindeki biyolojik değişimi etkileyen BİYOLOJİK BİR MUTASYON virüsü olduğunu söylüyor. Maymunların konuşamamasının bir sebebi, boğazlarının iç tarafının sözcüklere şekil vermek için gerekli yapıya sahip olmamasıdır. İç boğaz yapısındaki değişime virüs hastalığının sebep olduğunu ileri sürüyor… Bu hastalığın yüksek ölüm oranı olmuş olabilir, ama bazı dişi maymun-lar hayatta kalıp harika çocuklar doğurmuşlardır. Belki de hastalık daha gelişmiş ve sert kaslarının boğma ve omur-da çatlaklardan dolayı ölüme yol açtığı için erkeklerde daha habis bir form almıştır. Hem dişi hem de erkekteki virüs beyindeki cinsiyet merkezlerinde tepkimelere yol açarak cinsel coşkunluğa zemin hazırladığı için erkekler dişileri ölüm spazmları sırasında hamile bırakmış ve değişmiş boğaz yapısı genetik olarak aktarılmıştır. Ev sahi-binin bedeninde özellikle virüse ev sahipliği yapsın diye yeni bir türün oluşumu ile sonuçlanan değişimleri gerçekleştiren virüs artık metabolizmayı rahatsız etmeden ve virüs olarak görülmeden çoğalabilir. Simbiyotik bir ilişki kuruldu ve virüs, virüsü kendisinin yararlı bir parçası olarak gören ev sahibine yerleşti. Bu başarılı virüs artık suçiçeği gibi gangster virüslere dudak büküp onları PasTör Enstitüsü’ne gönderebilir. Ach jungen bu ne durum böyle… maymunlar tüy döküyor ve öfkeleniyor, dişiler şaplı inekler gibi ölen erkeklerin başında hıçkırarak ağlıyor ve işte Cennet Bahçesi’ndeki yasak meyvenin misk gibi tatlı, çürümüş metal gibi berbat kokusu…
Adem’in yaratılışı, Cennet Bahçesi, Adem’in bayılma nöbetinde Tanrı’nın onun bedeninden Havva’yı yapması ve tabii ki bütün bu rezaletin bilgisi olan yasak meyve. Buna ilk Watergate skandalı denebilir, Doktor Steinplatz’ın teorisinde her şey yerli yerine oturuyor. Ve bu beyaz bir mitti. Buradan virüs sözcüğünün beyaz ırkta özel olarak habis ve ölümcül form aldığı varsayımı çıkı-yor. Peki bu beyaz söz virüsünün özel habisliği nasıl meydana gelmiştir? Büyük ihtimalle radyoaktivitenin sebep olduğu bir virüs mutasyonu. Şimdiye dek yapılan bütün hayvan ve bitki deneylerinde radyasyon sonucu oluşan mutasyonların kötü, yani hayatta kalma sonuçlu olmadığı görüldü. Bu deneyler otonom yaratıklar üzerin-de radyasyonun etkileri ile alakalılar. Peki ya radyasyonun virüsler üzerindeki etkisi? Ulusal güvenliğin ardında gizlenen gizli saklı deneyler yok mu? Radyasyonun sebep olduğu virüs mutasyonları virüs için gayet iyi olabilir. Ve böyle bir virüs ev sahibi hücreyle olan dengeyi de pekâlâ bozabilir. Yani şimdi Watergate kasetleri ve nükleer denemelerin ortaya dökülmesiyle beyaz boğazlarınızda virüs rahatsız bir şekilde kımıldanıyor. Bir zamanlar katil bir virüstü. Tekrar katil bir virüs haline gelip vahşi bir orman yangını şehirlerde terör estirebilir.
“Sonun başlangıcı.” Bu, laboratuvarda sentetik bir gen parçacığının üretildiğine dair raporları okuyan Washington’ın büyükelçiliklerinden bir tanesindeki bilim ataşesinin tepkisiydi… “Artık bütün küçük ülkeler bile tedavisi olmayan virüsler üretebilir. Tek gereken şey küçük bir laboratuvar. İyi biyokimyacıları olan bütün ülkeler bunu yapabilir.”
Ve tahminen büyük ülkeler bunu daha hızlı ve da-ha iyi şekilde yapar.
Elektronik Devrim’de virüsün çok küçük bir sözcük ve görüntü birimi OLDUĞU teorisini öne sürüyorum. Bu tür birimlerin bulaşıcı virüs sarmalları olarak hareket edecek şekilde biyolojik olarak aktif hale getirilebileceğini öne sürdüm. Cennet Bahçesi’ndeki üç kasetçalarla başla-yalım. Kasetçalar 1 Adem. Kasetçalar 2 Havva. Kasetçalar 3 de Hiroşima’dan sonra çürüyüp Çirkin Amerikalı haline gelmiş olan Tanrı. Ya da ilkel zamanımıza dönelim: Kaset-çalar 1 virüs tarafından boğulurken istemsiz cinsel coşkunluğa kapılmış olan erkek maymun. Kasetçalar 2 kucağında öten dişi maymun. Kasetçalar 3 ise ÖLÜM.